TOPLUMLARI AYAKTA VE BİRLİKTE TUTAN GÖRÜNMEZ SÜTUNLAR
Bir toplumu barış, huzur ve ahenk içinde bir arada yaşatan yalnızca yasalar, kurallar ve yaptırımlar değildir. En az onlar kadar önemli olan; kuşaklar boyunca oluşmuş, kolektif hafızaya yerleşmiş, içselleştirilmiş ahlaki değerler, toplumsal nezaket ve vicdani duyarlılıktır.
Bizim kadim kültürümüz bu açıdan çok zengindir. Örnek vermek gerekirse; Bizler güzel ülkemizde açın yanında iştahla yemek yemekten, yoksulun yanında varlıkla övünmekten, hastanın yanında sağlığımızla böbürlenmekten, acılı insanın yanında eğlenmekten, ağlayanın yanında kahkahalar atmaktan hicap duyardık.
Hatta bedensel engeli olan bir insanın yanında, onun sahip olamadığı fiziki yeteneklerden övgüyle söz etmek bile incelikten yoksun bir davranış sayılırdı.
Bunların çoğu kanunlarda yazmazdı. Ne cezaları vardı ne de resmi yaptırımları. Ancak toplumun ortak vicdanında güçlü karşılıkları vardı. İnsanlar yalnızca hukukun değil, başkalarının duygularını incitmeme sorumluluğunun da sınırlarını gözetirlerdi.
Elbette bu değerler, insanların mutluluklarını yaşamalarına, başarılarını paylaşmalarına veya refahlarından yararlanmalarına engel değildi. Asıl mesele, bütün bunları yaparken başkalarının mahrumiyetlerini, acılarını ve hassasiyetlerini unutmamaktı.
Bir toplum için asıl tehlike, yalnızca yanlış davranışların çoğalması değil, bir zamanlar vicdanları rahatsız eden davranışların giderek sıradanlaşması ve sonunda normal kabul edilmesidir.
Çünkü toplumsal çözülme her zaman yasaların çiğnenmesiyle başlamaz. Bazen ayıp duygusunun zayıflamasıyla, bazen başkalarının acısına kayıtsız kalmakla, bazen de nezaketin gereksiz bir incelik olarak görülmesiyle başlar.
Unutmayalım ki yasalar toplumun düzenini korur; vicdan, empati ve ortak ahlaki değerler ise o toplumu bir arada tutar.
Sevgi ile
Serdar DURAT
