DAĞLARI YÜKSEK GÖSTEREN OVALARDIR
Bu başlık ilk gördüğünüzde/duyduğunuzda size sadece güzel bir atasözü veya özdeyiş gibi gelebilir. Oysa bu kısa cümle, insan zihninin nasıl çalıştığını açıklayan derin bir gerçeği içinde barındırır.
Çünkü biz insanlar, çoğu şeyi mutlak ölçülerle değil; karşılaştırarak değerlendiririz.
Bir dağın yüksekliğini tek başına anlamak zordur. Ancak etrafındaki ovaya baktığımızda onun gerçek ihtişamını fark ederiz. Hayatın birçok alanında da durum aynıdır. Başarı, erdem, güven, liderlik ve hatta mutluluk… Çoğu zaman ancak zıddıyla karşılaştığımızda bunların bizim için önemini ve gerçek değerini anlayabiliriz.
Psikolojide bu durum Karşıtlık Etkisi (Contrast Effect) olarak bilinir. Araştırmalar, beynimizin nesneleri ve olayları mutlak değerleriyle değil, içinde bulundukları bağlama göre değerlendirdiğini göstermektedir. Örneğin aynı bardak ılık su, elinizi önce buz gibi suya soktuğunuzda sıcak; sıcak suya soktuğunuzda ise soğuk hissedilebilir. Değişen su değildir; değişen, beynimizin yaptığı karşılaştırmadır.
İngiliz psikolog Richard Gregory, algının yalnızca dış dünyadan gelen bilgilerin pasif bir yansıması olmadığını; beynimizin bu bilgileri bağlam içinde yorumladığını göstermiştir. Yani gördüğümüz şey kadar, onu neyle kıyasladığımız da önemlidir.
Benzer bir durum nörobilimde de karşımıza çıkar. Kanadalı psikolog Donald Hebb’in öğrenme kuramı ve sonrasında yapılan çalışmalar, beynin sürekli tekrar eden uyaranlara zamanla alıştığını ortaya koymuştur. Buna “alışma” (habituation) denir. Her gün aynı manzaraya bakan biri, bir süre sonra o güzelliği fark etmemeye başlar. Sağlığımız, huzurumuz, güven ortamımız ya da sevdiklerimiz de çoğu zaman böyledir. Onları kaybetme ihtimali belirdiğinde, aslında ne kadar değerli olduklarını daha iyi anlarız.
Bu durum yalnızca bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir.
Fransız düşünür Alexis de Tocqueville, güçlü kurumların çoğu zaman varlıklarıyla değil, yokluklarıyla fark edildiklerini söyler. Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, liyakat, güven duygusu ve ifade özgürlüğü gibi değerler; günlük hayatın doğal parçaları haline geldiklerinde görünmezleşebilirler. Ancak zayıflamaya başladıklarında toplum, onların gerçek kıymetini daha net görür.
Ekonomide de benzer bir ilke vardır. Bir ürünün değeri yalnızca kendisinden değil, ne kadar kıt olduğundan da etkilenir. Davranışsal ekonomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Richard Thaler, insanların ekonomik kararlarında nesnel değerden çok algılanan değerin belirleyici olduğunu göstermiştir. Nadir bulunan bir şey, çoğu zaman olduğundan daha değerli algılanır. Bu nedenle ekonomi, psikolojiyle iç içedir; çünkü değeri belirleyen yalnızca rakamlar değil, insan zihnidir.
Tarih de bu gerçeğin sayısız örnekleriyle doludur. Büyük liderler çoğu zaman rahat dönemlerde değil, kriz zamanlarında ortaya çıkarlar. Çünkü krizler, insanların bilgi, cesaret ve karakter farkını daha görünür hale getirir. Fırtına çıktığında, denize elverişli gemi ile kırılgan gemi arasındaki fark anlaşılır. İşte bu nedenle büyük krizler, aynı zamanda büyük liderlik sınavlarıdır.
Günlük hayatımızda da benzer örnekleri sıkça yaşarız.
•İyi bir öğretmenin değeri, yetersiz bir öğretmenle karşılaşıldığında daha iyi anlaşılır.
•Adil bir yöneticinin kıymeti, adaletsiz bir yönetim görüldüğünde ortaya çıkar.
•Gerçek dostluk, zor günlerde sınanır.
•Sağlığın değeri hastalıkta…
•Sessizliğin değeri gürültüde…
•Barışın değeri savaşta…
•Güvenin değeri ise, ne yazık ki çoğu zaman kaybedildiğinde anlaşılır.
Bütün bu örneklerin ortak noktası şudur: İnsan beyni mutlak değerleri değil, farkları algılar. İşte bu yüzden dağları yüksek gösteren yalnızca kendi yükseklikleri değildir; onları çevreleyen ovalardır.
Sahip olduklarınızın kıymetini anlayabilmek için, onların yokluğunu beklemek zorunda değilsiniz. Bir insanın büyüklüğünü, bir kurumun önemini ya da bir değerin gerçek ağırlığını anlamak için kriz yaşamanız gerekmez. Bilinçli bir zihin, karşılaştırmayı felaketlerden sonra değil; sağduyu ve farkındalıkla da yapabilir.
Hayat bize sürekli yeni dağlar ve yeni ovalar gösteriyor. Önemli olan, yalnızca zirvelere bakmak değil; o zirveleri görünür kılan zemini de görebilmektir. Dağların heybetini belirleyen ve onları anlamlı kılan, çevresindeki ovalardır.
Saygı ile
Serdar DURAT
17.07.2026
