Ankara NATO Zirvesine İlişkin İlk İntiba Raporu:
Türk-Amerikan İlişkilerinde Yeni Bir Sayfa mı, Yeni Bir Fırsat mı?
Uluslararası zirveler çoğu zaman görkemli fotoğraflar, sıcak tokalaşmalar ve diplomatik nezaket cümleleriyle hafızalarda yer ederler. Oysa dış politika açısından asıl önemli olan, verilen görüntüler değil; ortaya çıkan somut sonuçlardır. Bu nedenle Ankara’da gerçekleştirilen 2026 NATO Zirvesi’ni değerlendirirken bana göre sorulması gereken temel soru şudur:
Türkiye bu zirveden somut olarak ne kazandı?
İlk değerlendirme, Türk-Amerikan ilişkilerinde uzun süredir donmuş bazı başlıkların yeniden hareketlendiğini göstermektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılması konusunda olumlu irade ortaya koyması ve F-35 programına ilişkin yeniden değerlendirme yapılabileceğini açıklaması, son yılların en dikkat çekici siyasi mesajlarından biri olmuştur. Ancak diplomasi ile hukuk aynı şey değildirler.
Bugün itibarıyla ortada kaldırılmış bir yaptırım veya kesinleşmiş bir F-35 teslimat programı bulunmamaktadır. Bu başlıklarda Amerikan Kongresi’nin tutumu, mevcut yasal düzenlemeler ve güvenlik bürokrasisinin değerlendirmeleri belirleyici olmaya devam edecektir. Dolayısıyla Ankara Zirvesi’nin ilk somut çıktısı, sorunların çözüldüğü değil; çözüm ihtimalinin yeniden masaya gelmiş olmasıdır.
İkinci önemli gelişme, savunma sanayii alanında ortaya çıkan yeni atmosferdir. Türkiye uzun süredir NATO müttefikleri arasındaki savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılmasını talep etmektedir. Ankara Zirvesi’nde de bu konu yeniden güçlü biçimde gündeme gelmiş; NATO’nun savunma üretimini artırmaya yönelik yeni yaklaşımı, Türkiye’nin gelişen savunma sanayii kapasitesiyle örtüşen bir çerçeve oluşturmuştur. İttifakın artan mühimmat ihtiyacı, üretim kapasitesi ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi hedefi, Türkiye’nin bu alandaki önemini daha da arttırmaktadır.
Üçüncü önemli sonuç ise Türkiye’nin Jeopolitik ve Jeostratejik değerinin yeniden güçlü biçimde teyit edilmiş olmasıdır.
Rusya-Ukrayna Savaşı, Karadeniz güvenliği, Orta Doğu’daki istikrarsızlık, enerji güvenliği ve İran merkezli gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin NATO açısından taşıdığı stratejik önem daha görünür hale gelmiştir. Ankara artık yalnızca NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir müttefik değil; aynı zamanda Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu arasında kritik bir jeopolitik merkez olarak değerlendirilmektedir.
Peki Washington neden şimdi Ankara’ya yaklaşıyor?
Uluslararası ilişkilerde büyük devletler politikalarını liderler arasındaki bireysel dostluklar üzerine değil, ulusal çıkar hesapları üzerine inşa ederler.
Bugün ABD’nin Türkiye ile ilişkileri yeniden canlandırma isteğinin arkasında birkaç temel neden bulunmaktadır.
Birincisi, Avrupa’nın güvenlik yükünün daha fazla paylaşılması ihtiyacıdır.
İkincisi, NATO’nun hızla artan savunma üretim kapasitesi ihtiyacıdır.
Üçüncüsü ise Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan geniş coğrafyada Türkiye’nin vazgeçilmez jeopolitik konumudur.
Başka bir ifadeyle Washington’un Ankara’ya yaklaşımı, yalnızca ikili ilişkilerden değil; değişen küresel güvenlik mimarisinden kaynaklanmaktadır.
Türkiye açısından nasıl okunmalı?
Ankara NATO Zirvesi, diplomatik görünürlüğün arttığı başarılı bir organizasyon olmuştur. Ancak dış politikada başarı, sıcak açıklamalarla değil; kalıcı kazanımlarla ölçülür.
Eğer önümüzdeki dönemde CAATSA yaptırımları gerçekten kaldırılır, savunma sanayiindeki kısıtlamalar fiilen sona erer, F-35 dosyasında hukuki ve siyasi engeller aşılır ve iki ülke arasında teknoloji temelli savunma iş birliği yeniden kurumsallaşırsa, Ankara Zirvesi tarihsel bir dönüm noktası olarak anılacaktır.
Buna karşılık olumlu söylemler somut politikalara dönüşmezse, zirve diplomatik atmosferi güçlendiren, Türkiye için güçlü bir PR ortamı yaratan ancak sınırlı sonuç üreten bir toplantı olarak değerlendirilecektir.
Sonuç:
Ankara NATO Zirvesi, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını kesin olarak söylemek için henüz yeterli değildir.
Ancak uzun süredir kapalı duran bazı diplomatik kanalların yeniden açıldığı da inkar edilemez.
Devletler arasında ebedi ve koşulsuz dostluklar da düşmanlıklar da yoktur. Ebedi ve koşulsuz olan yegane değer ukusal çıkarlardır.
Bugün Washington ile Ankara’nın çıkarlarının bazı başlıklarda yeniden kesişmeye başladığı görülmektedir. Bunun kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki aylarda atılacak somut adımlar gösterecektir. Çünkü uluslararası ilişkilerde en güvenilir gösterge, liderlerin söyledikleri değil; devletlerin uygulamaya koydukları kararlardır.
Diplomasi umut üretir. Devlet aklı ise o umudu kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebildiği ölçüde başarılı olur.
Ankara NATO Zirvesi, Türkiye açısından önemli bir diplomatik fırsat üretmiştir. Şimdi asıl mesele, bu fırsatın somut kazanımlara dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir. Bunun ötesinde bu zirveyi küçümsemek de, çok büyük anlamlar yüklemek de yanlış olur kanaatindeyim.
Saygı ile
Serdar DURAT
