HOMO SAPİENS’İN DOĞASINDA BASKIN OLAN HANGİSİ ? KAVGACILIK MI UZLAŞMA MI ?
Homo sapiens’in doğasındaki çatışma eğilimi ile uzlaşma kültürü arasındaki gerilim; sadece bireysel ilişkilerde değil, uluslararası ilişkilerde, toplumsal ve tarihsel süreçlerde de kendisini çok net bir şekilde göstermektedir.
İnsan doğasına ilişkin en temel tartışmalardan biri şudur: İnsan barışçıl mı doğar, yoksa kavgacı mı? Bu soruya verilecek cevaplar, sadece psikoloji ya da antropoloji alanında değil, siyaset bilimi, liderlik teorileri ve toplumsal davranış modelleri açısından da belirleyicidir. Bugün dünyada kutuplaşma ortamlarının ve agresif lider figürlerinin yükselişi, bu soruyu yeniden tartışmaya açmaktadır.
Homo sapiens, tür olarak hem rekabetçi hem de işbirlikçidir. Evrimsel psikolojiye göre insanlar, hayatta kalabilmek için hem grup içi dayanışmayı hem de grup dışı tehditlere karşı saldırganlığı içeren çift yönlü bir strateji geliştirmişlerdir.
• Edward O. Wilson gibi sosyobiyologlar, insanların grup halinde yaşarken “içeride uzlaşma, dışarıda çatışma” prensibiyle hareket ettiklerini öne sürer.
• Richard Wrangham’ın “Demonic Males” adlı eseri, erkek bireylerin özellikle baskınlık kurma ve çatışma yoluyla statü elde etme eğilimini ortaya koyar.
Tarih boyunca çok sayıda toplum, uzlaşmayı değil çatışmayı teşvik eden liderlere yönelmiştir. Bunun nedenlerinden bazıları aşağıda belirtilmiştir.
• Roma’nın yükselişi, barışçıl lider Augustus’un değil, önceki kavgacı figür Julius Caesar’ın halk üzerindeki etkisiyle başlamıştır.
• Napolyon Bonapart, çatışma, fetih ve meydan okuma üzerinden ulusal gururu tetiklemiş ve Fransız halkını peşinden sürüklemiştir.
• 20. yüzyılda Hitler, Mussolini ve Stalin gibi totaliter liderler, toplumların kriz anlarında uzlaşmadan ziyade düşmanlaştırma ve çatışma dilini kullanarak büyük kitleleri etkilemişlerdir.
Bu liderlerin ortak özelliği, “biz ve onlar” ayrımını keskinleştirerek halkın kimlik arayışını karşılamalarıdır.
Toplumun önemli bir kısmı aktif olarak çatışmanın parçası olmasa da, kavgayı pasif biçimde izlemekten keyif alır. Psikoloji bu durumu şöyle açıklar:
• Katarsis kuramına göre, çatışmaları izlemek bireyde bastırılmış duyguların dışa vurumunu sağlar.
• Seyirci etkisi (bystander effect), bireylerin toplu olaylar karşısında sorumluluk almayıp edilgen kalmasını ama aynı zamanda bu olaylardan psikolojik tatmin elde etmesini açıklar.
Sosyal medyada, televizyon programlarında ve siyasal tartışmalarda kavgacı üslubun reyting getirmesi, bu içgüdüsel izleme arzusunun günümüzdeki tezahürüdür.
Uzlaşmacı liderler neden daha az parlıyor?
• Uzlaşma, strateji ve sabır gerektirir.
• Medyatik anlamda “heyecan” yaratmaz.
• Kitleler arasında “kararsızlık” veya “zayıflık” gibi algılanabilir.
Gandhi, Mandela gibi uzlaşmacı liderler bile halkın büyük kesiminden destek almadan önce uzun süre yalnız kalmış ve zaman zaman kendi halkları tarafından eleştirilmişlerdir.
Sonuç : İnsan doğasında hem çatışma hem de uzlaşma potansiyeli vardır. Ancak toplumsal sistemler, medya yapıları ve eğitim politikaları hangi yönün besleneceğini belirler. Kavgacı liderlerin rağbet görmesi, insan doğasının bir yansıması olduğu kadar, toplumların çarpık kriz yönetimi reflekslerinin de bir sonucudur.
Bu noktada bilinçli sorumluluk sahibi bireylerin, medya okuryazarlığının ve etik liderliğin önemi öne çıkmaktadır.
Çünkü gerçek liderlik, kitlelerin içindeki en ilkel dürtüleri değil, en erdemli yönleri uyandırabilmektir.
Saygı ile
Serdar DURAT
