KELİMELERİN DİZİLİMİNİN SİHRİ
Hiç düşündünüz mü?
Neden aynı düşünceyi dile getiren iki insandan biri insanları ikna ederken, diğeri tepkiyle karşılanıyor?
Neden bazı konuşmalar yıllarca akıllarda kalırken, bazıları söylendiği anda unutuluyor?
Bunun nedeni çoğu zaman düşüncenin kendisi değildir.
O düşüncenin hangi kelimelerle ve hangi sırayla ifade edildiğidir.
İranlı şair, düşünür ve mutasavvıf Sadi Şirazi bunu yüzyıllar önce tek cümlede özetlemişti:
“Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.”
Bugün iletişim bilimi, bilişsel psikoloji, dilbilim ve nörobilim alanlarında yapılan araştırmalar da bu düşünceyi büyük ölçüde doğrulamaktadır.
Çünkü insanlar yalnızca ne söylediğinizi değil,nasıl söylediğinizi de değerlendirirler. Hatta çoğu zaman,sözlerinizden çok o sözlerin kendilerinde bıraktığı duyguyu hatırlarlar.
Beynimiz yalnızca kelimeleri değil, niyetleri de okur. İnsan beyni, dili yalnızca bilgi aktarmak için kullanmaz.
Konuşurken seçtiğimiz kelimeler; saygıyı, empatiyi, tehdidi, üstünlük duygusunu, yakınlığı ve güveni de karşı tarafa iletirler.
Bu nedenle aynı düşünce, farklı kelimelerle ifade edildiğinde tamamen farklı duygular oluşturabilir. İşte iletişim bilimlerinin temel ilkelerinden biri budur: Mesaj kadar, mesajın sunuluş biçimi de anlam üretir.
Bu konuda en önemli çalışmalardan biri, İsrail doğumlu Amerikalı psikolog ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daniel Kahneman ile İsrailli psikolog Amos Tversky tarafından ortaya konulan “Framing Effect” (Çerçeveleme Etkisi) kavramıdır. Araştırmalar göstermiştir ki;
aynı bilgi, farklı kelimelerle sunulduğunda insanların kararları değişebilmektedir.
Örneğin; “Bu tedavide hastaların %90’ı yaşamaktadır.” ile “Bu tedavide hastaların %10’u hayatını kaybetmektedir.” istatistiksel olarak tamamen aynıdır. Ancak insanlar ilk ifadeyi çok daha olumlu algılarlar. Çünkü beyin yalnızca veriyi değil, verinin sunuluş biçimini de değerlendirir.
Amerikalı bilişsel dilbilimci George Lakoff, insanların kelimeleri yalnızca sözlük anlamlarıyla değil, oluşturdukları zihinsel çerçevelerle değerlendirdiklerini göstermiştir. Bir kelime değiştiğinde, çoğu zaman yalnızca cümle değil, insanların olayı algılama biçimleri de değişmektedir. Bu yüzden başarılı liderler, kanaat önderleri, danışmanlar, mentorlar, öğretmenler, hukukçular,
doktorlar ve yöneticiler kelime seçimine büyük önem verirler.
İngiliz dilbilimciler Penelope Brown ve Stephen Levinson tarafından geliştirilen “Politeness Theory” (Nezaket Kuramı) ise insanların yalnızca bilgi alışverişi yapmadıklarını, aynı zamanda birbirlerinin saygınlığını ve özsaygısını da korumaya çalıştıklarını açıklar.
Şu iki cümleyi karşılaştıralım: “Bu rapor kötü olmuş.”ve “Bu raporu biraz daha geliştirirsek çok daha güçlü olacağına inanıyorum.”
Eleştiri aynıdır. Ancak ikinci ifade kişiyi savunmaya değil, gelişmeye davet eder.
Amerikalı psikolog Marshall Rosenberg tarafından geliştirilen “Nonviolent Communication” (Şiddetsiz İletişim) yaklaşımı ise etkili iletişimin dört basamaktan oluştuğunu söyler:
- Gözlem
- Duygu
- İhtiyaç
- Rica
Örneğin; “Sen çok sorumsuzsun.” yerine, “Toplantıya geç geldiğinde planımız aksıyor. Bundan sonra zamanında gelmeni rica ediyorum.”
demek, aynı eleştiriyi çok daha yapıcı hale getirir. Çünkü insanlar kişiliklerine yöneltilen suçlamalara değil davranışlarına yönelik yapıcı geri bildirimlere daha açıktırlar.
Şimdi çok küçük ama etkisi büyük bir örnek düşünelim. “Yanlış yaptın ama seni anlıyorum.” ile “Seni anlıyorum ama yanlış yaptın.”
Kelimeler aynıdır. Ancak etkileri aynı değildir.
Bilişsel psikolojide “Recency Effect” (Son Etki) olarak bilinen eğilim nedeniyle insanlar kısa konuşmalarda son duydukları mesajı daha güçlü hatırlama eğilimindedirler. Bu nedenle deneyimli konuşmacılar,
eleştiriyi konuşmanın ortasında, takdiri ise sonunda bırakmayı tercih ederler.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk, özellikle Nutuk’ta yalnızca tarih anlatmamıştır.
Aynı zamanda milletin moralini, öz güvenini ve ortak hedef duygusunu güçlendiren bir söylem ortaya koymuştur. En zor şartlarda bile suçlayıcı değil, sorumluluk yükleyen, umut veren ve geleceğe yönelten bir dil kullanmıştır. Büyük liderler yalnızca doğru fikirler üretmezler.
O fikirleri doğru kelimelerle ifade etmeyi de bilirler.
Hayatta başarı yalnızca bilgi sahibi olmakla gelmez. Bilgiyi doğru zamanda, doğru kişiye ve doğru üslupla aktarabilmek de en az bilgi kadar değerlidir. Bazen haklı olmak yetmez. Haklılığın karşı tarafa ulaşabilmesi için doğru kelimelere ve doğru üsluba ihtiyacı vardır.
Kelimeler yalnızca düşünceleri taşımazlar; insanlar arasındaki köprüleri de kurarlar ya da yıkarlar. Bu yüzden konuşmadan önce yalnızca ne söyleyeceğinizi değil, hangi sırayla söyleyeceğinizi de düşünün. Çünkü bazen bir cümlenin gücü, içindeki kelimelerde değil; o kelimelerin dizilişindedir.
Saygı ile
Serdar DURAT
