CHP’den Doğacak Yeni Bir Parti İlk Seçimde İktidar Olabilir mi?
Halen Mevcut Sayısal Veriler, Politik Psikoloji ve Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Değerlendirme
Sn. Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak yeni bir siyasi parti kurma kararı, Türkiye siyasetinde yalnızca yeni bir parti kuruluşu olarak değerlendirilmemelidir. Böyle bir hareket, ana muhalefetin yapısını, TBMM’deki güç dengesini ve bir sonraki genel seçimde oluşabilecek ittifak senaryolarını yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir.
Ancak yeni partinin ilk seçimde iktidara gelip gelemeyeceği sorusuna duygularla değil, bilimsel verilerle yaklaşmak gerekir.
Bugün itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi 600 sandalyeden oluşmaktadır. Mevcut dağılımda AK Parti 277, CHP 135, DEM Parti 56, MHP 46, İYİ Parti 29 ve Yeni Yol Partisi 20 milletvekiline sahiptir.
Özgür Özel’in kuracağı partiye kaç milletvekilinin katılacağı henüz kesinleşmiş değildir. Siyasi kulislerde 80 ila 100 arasında değişen rakamlar konuşulmaktadır. Eğer yaklaşık 80 milletvekili yeni partiye katılırsa, kurulacak hareket daha ilk gününden itibaren Meclis’in en büyük muhalefet grubu haline gelebilir ve ana muhalefet görevini üstlenebilir. Bu, Türk siyasi tarihinde oldukça sıra dışı bir başlangıç anlamına gelir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Meclis’te güçlü bir milletvekili grubuna sahip olmak ile halktan aynı oranda oy almak aynı şey değildir. Milletvekilleri kısa sürede parti değiştirebilirler. Ancak seçmen davranışı ise çok daha yavaş değişir. Siyaset bilimi araştırmaları, özellikle ideolojik ve köklü partilerde seçmen sadakatinin sanıldığından daha güçlü olduğunu göstermektedir.
İkinci önemli nokta ise Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekili seçiminin farklı matematiklere sahip olmasıdır. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda kazanılabilmesi için geçerli oyların yüzde elliden fazlasını almak gerekir. Buna karşılık TBMM’de çoğunluk elde edebilmek için en az 301 milletvekili yeterlidir. Dolayısıyla yeni parti
% 50 oy almadan da Meclis’in en büyük partisi olabilir fakat Cumhurbaşkanlığını ilk turda kazanabilmesi için % 50 eşiğini aşması zorunludur.
Geçmiş seçim sonuçları önemli ipuçları vermektedir. 2023 genel seçimlerinde CHP yaklaşık % 25,3, İYİ Parti % 9,7, Zafer Partisi yaklaşık % 2,2 ve bugün DEM Parti’nin temsil ettiği siyasi çizgi ise yaklaşık % 8,8 oranında oy aldı. Bu oranlar toplandığında yaklaşık yüzde 46’lık bir seçmen havuzu ortaya çıkmaktadır.
Ancak bu yalnızca matematiksel bir toplamdır; siyasi bir toplam değildir.
Nitekim 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu, CHP, İYİ Parti ve diğer muhalefet partilerinin yanı sıra DEM Parti seçmeninin önemli bölümünün desteğini almasına rağmen ilk turda yaklaşık yüzde 44,9 oy alabildi. İkinci turda ise bu oran yaklaşık yüzde 47,8’e yükseldi. Bu sonuç, parti yönetimlerinin ittifak kurmasının seçmen davranışlarını otomatik olarak aynı noktaya taşımadığını açık biçimde göstermektedir.
Özgür Özel’in kuracağı yeni parti açısından en doğal iş birliği seçeneklerinden biri İYİ Parti olacaktır. Hukuk devleti, parlamenter demokrasi, liyakat, ekonomi yönetimi ve kurumsal devlet anlayışı gibi başlıklarda ortak bir zemin oluşturulması mümkündür. Ancak İYİ Parti’nin geçmiş ittifak deneyimlerinden çıkardığı dersler nedeniyle yeni bir iş birliğine daha temkinli yaklaşması da beklenebilir.
Zafer Partisi ile kurulabilecek olası bir iş birliği ise farklı avantajlar sağlayabilir. Özellikle düzensiz göç, sınır güvenliği ve milliyetçi seçmen tabanına ulaşma konusunda yeni partiye katkı sunabilir.
Ancak burada önemli bir siyasi denge sorunu ortaya çıkmaktadır. Zafer Partisi’nin temel politikaları ile DEM Parti’nin yaklaşımı arasında güvenlik, yerel yönetimler ve Kürt meselesi başta olmak üzere önemli görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu nedenle Zafer Partisi ile kurulacak güçlü bir ittifak, DEM Parti seçmeninin bir bölümünü uzaklaştırabilir. Aynı şekilde DEM Parti ile kurulacak açık bir seçim ittifakı da milliyetçi seçmenin bir bölümünde rahatsızlık oluşturabilir.
Dolayısıyla burada basit bir oy toplama hesabı yapmak yanıltıcı olur. Kazanılan her yeni seçmen kadar kaybedilebilecek seçmen de hesaba katılmalıdır.
DEM Parti ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından stratejik öneme sahip aktörlerden biri olmaya devam etmektedir. Özellikle büyükşehirlerde ve seçimlerin başa baş geçtiği bölgelerde DEM Parti seçmeninin tercihleri sonucu etkileyebilmektedir. Bununla birlikte DEM Parti ile kurulacak ilişkinin yalnızca seçim dönemine özgü pragmatik pazarlıklar üzerine değil; hukuk devleti, demokratikleşme, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve TBMM merkezli siyaset anlayışı üzerine inşa edilmesi daha sağlıklı olacaktır.
Bugünkü veriler ışığında CHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve DEM Parti’nin 2023 seçimlerindeki oyları toplandığında yaklaşık % 46’lık teorik bir büyüklük ortaya çıkmaktadır. Bu oran, Cumhurbaşkanlığını ilk turda kazanmak için gerekli olan % 50 eşiğinin altında kalmaktadır.
Üstelik yeni kurulacak partinin CHP’nin 2023 yılında aldığı oyların tamamını devralacağını varsaymak da gerçekçi değildir. CHP’nin kurumsal kimliğine bağlı kalacak önemli bir seçmen kitlesinin bulunması beklenmelidir.
Buna karşılık 2024 yerel seçimleri önemli bir başka gösterge sunmaktadır. CHP’nin yaklaşık % 38 oyla Türkiye’nin birinci partisi olması, uygun siyasi atmosfer oluştuğunda daha geniş bir seçmen koalisyonunun kurulabileceğini göstermiştir. Ancak yerel seçim sonuçlarını doğrudan genel seçime taşımak da doğru değildir. Yerel seçimlerde adayların kişisel performansı ve yerel hizmet beklentileri çok daha belirleyici olabilmektedir.
Peki yeni kurulacak parti % 50’nin üzerine nasıl çıkabilir?
Bunun yolu yalnızca mevcut muhalefet partilerinin oylarını bir araya getirmekten geçmemektedir. Asıl belirleyici unsur, bugüne kadar muhalefete oy vermemiş yeni seçmen gruplarına ulaşabilmektir. Özellikle ekonomik nedenlerle tercih değiştirmeye açık muhafazakar seçmenler, merkez sağ seçmen, ilk kez oy kullanacak gençler, sandığa gitmeyen seçmenler ve kararsızlar belirleyici olacaktır.
Siyaset tarihi de bunu göstermektedir. 1983 yılında ANAP, 2002 yılında ise AK Parti yalnızca mevcut muhalefet oylarını birleştirerek değil, daha önce farklı partilere oy veren milyonlarca seçmeni ortak bir gelecek vizyonunda buluşturabildikleri için iktidara gelebildiler.
Kanaatimce Özgür Özel’in kuracağı yeni hareket açısından en gerçekçi model, bütün partileri aynı çatı altında toplamaya çalışmak yerine, ortak demokratik ilkeler etrafında farklı düzeylerde iş birlikleri geliştirmektir. İYİ Parti ile ekonomi ve devlet yönetimi, Zafer Partisi ile güvenlik ve göç politikaları, DEM Parti ile ise hukuk devleti, demokratikleşme ve TBMM merkezli siyaset anlayışı üzerinden ortak zemin oluşturulabilir. Ancak bütün bu iş birliklerinin başarılı olabilmesi için seçmenin, bunların ilkesiz pazarlıklar değil; Türkiye’nin geleceğine ilişkin ortak bir vizyon etrafında kurulduğuna inanması gerekir.
Sonuç olarak bugün itibarıyla Özgür Özel’in kuracağı yeni partinin Meclis’te güçlü bir başlangıç yapması ve ana muhalefet konumuna yükselmesi ihtimal dahilindedir. Buna karşılık ilk genel seçimde Cumhurbaşkanlığını % 50’nin üzerinde oy alarak kazanabilmesi, yalnızca CHP tabanını yanında tutmasına değil; merkez sağdan, milliyetçi seçmenden, muhafazakar kesimlerden, gençlerden ve kararsızlardan önemli ölçüde yeni destek alabilmesine bağlıdır.
Başka bir ifadeyle, yeni partinin başarısını belirleyecek temel unsur, kaç milletvekiliyle kurulduğu değil; mevcut siyasi sınırların dışına çıkarak Türkiye’nin farklı toplumsal kesimlerinde güven oluşturup oluşturamayacağıdır. Çünkü seçim ittifakları siyasi partiler arasında kurulur. İktidarlar ise farklı kimliklere sahip milyonlarca seçmenin ortak güveniyle ve teveccühü ile inşa edilir.
Saygı ile
Serdar DURAT
