GERÇEĞİ BİLE BİLE YALANA/YANLIŞA İNANMAK APTALLIK MIDIR ?
Gerçeği bilmek ve görmek, ona inanacağımızın garantisi değildir. Bazen inanmak istediğimiz yalan, kabul etmek istemediğimiz gerçekten daha güçlü olabilir.
Bunun bilimsel açıdan birkaç temel nedeni vardır. İnsan zihni her zaman tarafsız bir hakem gibi çalışmaz. Doğrulama yanlılığı (confirmation bias) nedeniyle mevcut inançlarımızı destekleyen bilgileri daha kolay kabul eder, onlarla çelişen kanıtları ise daha sert sorgularız. Güdülenmiş akıl yürütme (motivated reasoning) ise gerçeği bulmaktan çok, inanmak istediğimiz sonucu savunacak gerekçeler üretmemize yol açabilir.
Buna bir de bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance) eklenir.
Yeni bir gerçek; dünya görüşümüzle, geçmişte savunduklarımızla, aidiyetlerimizle, çıkarlarımızla veya kendimize ilişkin algımızla çatıştığında psikolojik bir rahatsızlık yaratır. Bazen zihnimiz bu rahatsızlığı azaltmak için düşüncelerimizi değiştirmek yerine gerçeği küçümsemeyi, reddetmeyi ya da yeniden yorumlamayı tercih eder.
Özellikle bir inanç kişinin kimliğinin tanımı veya ait olduğu grubun parçası haline gelmişse mesele artık yalnızca “doğru mu, yanlış mı?” sorusu değildir. Gerçeği kabul etmek; kişinin kendi grubuyla, geçmiş tercihleriyle, hatta kendisine ilişkin algısıyla yüzleşmesini gerektirebilir.
Bu nedenle insanın yanlışa/yalana inanması her zaman bilgisizlikten veya aptallığından kaynaklanmaz. Bazen sorun gerçeğe ulaşamamak değil, ulaşılan gerçeğin psikolojik -sosyolojik ve ekonomik maliyetini kabullenememektir.
Sevgi ile
Serdar DURAT
