MUCİZELERİ BEKLEMEK Mİ YOKSA YARATMAK MI DAHA YORUCU ?
Hayatın bazı dönemlerinde insan gerçekten bir mucize bekliyor.
Bir telefon gelsin, bir kapı açılsın, şartlar değişsin, doğru insan karşısına çıksın, talih birden dönsün… Uzun zamandır çözülemeyen bir mesele, hiç beklenmedik biçimde kendiliğinden çözülsün.
Mucize beklemek ilk bakışta kolay görünüyor. Çünkü görünürde yapılacak fazla bir şey yok. Sadece bekliyorsunuz.
Ama acaba gerçekten öyle mi?
Beklemek de insanı yoruyor. Üstelik çoğu zaman bedeni değil, zihni yoruyor. Belirsizlik yoruyor. “Ya olmazsa?” düşüncesi yoruyor. Her sabah aynı umutla uyanıp akşam kendinizi yine aynı yerde bulmak yoruyor.
Bir de mucizeyi yaratmaya çalışmanın yorgunluğu var.
Orada emek var. Risk var. Yanılmak var. Yeniden başlamak var. Bazen bir kapıyı bir kez değil, defalarca çalmak gerekiyor. Bazen bildiklerinizi sorgulamak, alışkanlıklarınızı değiştirmek, yeni bir şey öğrenmek ve güvenli alanınızdan çıkmak gerekiyor.
O da yorucu.
Fakat bu iki yorgunluğun aynı şey olmadığını düşünüyorum.
Beklemenin yorgunluğu çoğu zaman insanın enerjisini tüketirken, çabanın yorgunluğu insana bir şeyler kazandırıyor. Deneyim kazandırıyor. Dayanıklılık kazandırıyor. Bazen sonuç alınamasa bile insan kendisini biraz daha iyi tanıyor.
Beklerken kontrol büyük ölçüde dışarıdadır. Çabalarken ise hiç değilse yapabilecekleriniz sizin elinizdedir.
Elbette burada romantik bir başarı hikayesi anlatmaya gerek yok. Hayatta her şey bizim kontrolümüzde değildir. Çok çalışmak her zaman başarıyı garanti etmez. İyi niyet her zaman karşılık bulmaz. Doğru kararlar bile bazen kötü sonuçlar doğurabilir.
Şans vardır. Zamanlama vardır. Tesadüf vardır. Başkalarının kararları, ekonomik şartlar, sağlık, çevre ve içinde yaşadığımız koşullar vardır.
İnsan her şeyi yönetemez. Ama kendi payına düşeni yapıp yapmayacağına karar verebilir.
Sorun mucizelere inanıp inanmamak değildir. Mesele, bütün hayatı bir mucizenin gelmesine bağlamamaktır.
Çünkü geriye dönüp baktığımızda “mucize” diye adlandırdığımız bazı gelişmelerin arkasında çoğu zaman görünmeyen uzun bir hazırlık vardır. Yıllarca öğrenirsiniz. Defalarca yanılırsınız. Kimsenin fark etmediği zamanlarda çalışırsınız. Olmayanı yeniden denersiniz.
Sonra bir gün bir fırsat çıkar ve dışarıdan bakanlar şöyle der:
“Ne kadar şanslı.” Oysa siz bilirsiniz ki o birkaç dakikalık fırsatın arkasında belki yılların emeği vardır.
Bazen mucize gökten inmez. Hazırlıkla fırsatın karşılaştığı yerde ortaya çıkar.
Asıl soru “Mucize gerçekleşecek mi?”değildir.
Daha anlamlı soru “Gerçekleştiğinde ben hazır olacak mıyım?”dır.
Mucizeleri beklemek de yorucu. Onları yaratmaya çalışmak da.
Ama iki yorgunluk arasında önemli bir fark var:
Biri insanı olduğu yerde tüketebilir. Diğeri ise sonuç ne olursa olsun, onu bulunduğu yerden biraz daha ileriye taşır.
Sevgi ile
Serdar DURAT
