İYİLİK YAPMAK MI, İYİLİĞİ SERGİLEMEK Mİ?
İyiliğin değeri, kaç kişinin gördüğüyle mi, kaç insanın hayatına dokunduğuyla mı ölçülmelidir?
İslam ahlakının en zarif ve derin anlamlar taşıyan öğütlerinden biri, Hz. Muhammed’in bir hadisinde karşımıza çıkar:
“Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizlice sadaka veren kimse…”
(Sahîh-i Buhârî, Hadis 660; Sahîh-i Müslim, Hadis 1031)
Bu ifade, Allah’ın kıyamet gününde himayesinde bulunduracağı yedi sınıf insanın anlatıldığı hadisin bir bölümüdür.
Yaklaşık on dört asır önce dile getirilen bu ahlaki ilkenin, sosyal medya çağında belki de her zamankinden daha fazla üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Çünkü günümüzde yalnızca hayatlarımızı değil, yaptığımız iyilikleri de görünür kılma eğilimindeyiz.
Bir ihtiyaç sahibine yapılan yardım, bazen bir fotoğraf karesine; bir öğrenciye verilen burs, bir basın açıklamasına; bir aileye ulaştırılan gıda kolisi, sosyal medyada paylaşılacak bir videoya dönüşebiliyor.
Elbette yardım faaliyetlerinin duyurulması başlı başına yanlış değildir. Toplumsal dayanışmayı teşvik etmek, bağışların nasıl kullanıldığını göstermek ve başkalarını iyiliğe özendirmek için görünürlük bazen gerekli, hatta yararlı olabilir.
Ancak burada önemli bir ahlaki ayrım ortaya çıkıyor:
👉İyiliğin duyurulması ile iyiliğin kişisel itibara dönüştürülmesi aynı şey değildir.
Bir insan yardım ederken gerçekten kimin ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor?
👉Yardım ettiği insanın mı, yoksa kendi takdir edilme ihtiyacının mı?
Sosyal psikoloji literatüründe bu tartışmayla ilişkili önemli bir kavram vardır: “İtibar kazanma amacıyla gerçekleştirilen toplum yanlısı davranışlar.”
İnsanlar başkalarına yalnızca karşılıksız yardım etme isteğiyle değil; sosyal kabul görmek, saygınlık kazanmak veya olumlu bir kimlik oluşturmak gibi farklı güdülerle de yardım edebilirler.
Üstelik bu güdüler her zaman birbirini dışlamaz. Bir insan hem içtenlikle yardım etmek hem de çevresi tarafından takdir edilmek isteyebilir. Dolayısıyla bir yardımın kamuoyuyla paylaşılması, tek başına o yardımın samimiyetsiz olduğunu kanıtlamaz.
Asıl mesele, yardımın nasıl gerçekleştirildiği, nasıl sunulduğu ve yardım edilen kişinin onurunun ne ölçüde korunduğudur.
İyilik yaparken çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir husus var:
👉Yardım etmek, yardım edilen insanın mahremiyetini ve saygınlığını ihlal etme hakkı vermez.
👉Bir çocuğa ayakkabı almak güzel bir davranıştır. Ancak o çocuğun yoksulluğunu milyonlarca insana göstermek gerçekten gerekli midir?
👉Bir ailenin sofrasına katkıda bulunmak değerlidir. Peki, ailenin yaşadığı ekonomik sıkıntıları kameralar önünde anlatmasını istemek ne kadar doğrudur?
İnsan onuru, yalnızca ekonomik ihtiyaçların karşılanmasıyla korunmaz. Mahremiyetin gözetilmesi, kişinin rencide edilmemesi ve yardım ilişkisinin bir üstünlük gösterisine dönüşmemesi de en az maddi destek kadar önemlidir.
Çünkü yoksulluk bir insanın tercihi olmayabilir; fakat yoksulluğunun teşhir edilmesi, çoğu zaman onun tercih etmediği bir görünürlüğe dönüşebilir. Unutmamak gerekir ki yardım edenin cömertliği kadar, yardım alanın onuru da değerlidir.
Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 271. ayetinde şöyle buyrulur:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır…”
Bu ayet, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir ahlaki denge kurmaktadır. Açıktan yardım etmek yasaklanmıyor; ancak gizli yardımın daha hayırlı olduğu vurgulanıyor.
Bunun temelinde yalnızca gösterişten uzak durmak değil, yardımın samimiyetini ve ihtiyaç sahibinin saygınlığını korumak da bulunuyor.
👉İslam ahlakında riya olarak adlandırılan gösteriş eğilimi de burada önem kazanıyor.
👉İnsanın yaptığı iyilikten dolayı takdir edilmesi doğaldır. Fakat iyiliğin asıl amacı takdir edilmek haline geldiğinde, davranışın ahlaki niteliği üzerinde düşünmek gerekir.
Günümüzde sosyal medya, insan davranışlarına yeni bir boyut kazandırdı. Beğeniler, paylaşımlar, takipçi sayıları ve görünürlük, zaman zaman toplumsal saygınlığın ölçütleri gibi algılanabiliyor.
Bu ortamda yardım faaliyetleri de dijital bir gösterinin parçası haline gelebiliyor.
👉Bir yardım videosunun binlerce kez izlenmesi, yapılan iyiliğin büyüklüğünü mü gösterir, yoksa yalnızca görünürlüğünü mü?
👉Sosyal psikolojide ‘izlenim yönetimi” olarak tanımlanan süreç, bireylerin başkaları üzerinde oluşturdukları algıyı bilinçli veya bilinçsiz biçimde etkileme çabalarını ifade eder.
Bu çaba, gündelik yaşamın doğal bir parçasıdır.
👉Ancak yardımseverlik üzerinden kişisel itibar oluşturma amacı baskın hale geldiğinde, iyilik ile kendini pazarlama arasındaki sınır belirsizleşebilir. Dahası, yardım alan insanın yaşadığı sıkıntı, yardım edenin sosyal medyadaki başarısına hizmet eden bir görüntüye dönüşebilir.
İşte tam bu noktada ahlaki sorumluluğumuz başlıyor.
GÖRÜNMEYEN İYİLİKLERİN DEĞERİ
Hepimizin çevresinde sessizce iyilik yapan insanlar vardır.
👉Kimsenin haberi olmadan bir öğrencinin eğitim masraflarını karşılayanlar…
👉Bir komşusunun ihtiyacını, onu mahcup etmeden giderenler…
👉Bir dostunun sıkıntısını, başkalarına anlatmadan hafifletenler…
👉Yaptıkları yardımları ne fotoğraflayan ne de sosyal medyada paylaşanlar…
Bu insanların iyilikleri görünür olmayabilir. Ancak görünür olmamaları, onların toplumsal ve ahlaki değerini azaltmaz.
Hatta kimi zaman iyiliğin en zarif biçimi, yardım edilen insanın kendisini borçlu, eksik veya mahcup hissetmesine fırsat vermemektir.
Bana göre gerçek yardımseverliğin ölçütlerinden biri de budur.
👉İyiliği yapanın kendisini yüceltme ihtiyacı duymaması, yardım edilenin ise kendi onurundan hiçbir şey kaybetmemesi.
Elbette toplumun dayanışmaya, yardımlaşmaya ve örnek davranışlara ihtiyacı var. Yardım kampanyaları duyurulmalı, toplumsal sorumluluk projeleri desteklenmeli, başkalarını iyiliğe teşvik eden çalışmalar görünür olmalıdır. Ancak bunu yaparken yardım edilen insanların mahremiyetini korumak, onları birer tanıtım unsuruna dönüştürmemek ve yapılan iyiliği kişisel reklamın önüne koymak gerekir.
👉Çünkü iyiliğin büyüklüğü, kameraların sayısıyla, alkışların yüksekliğiyle veya sosyal medyada aldığı beğenilerle ölçülemez.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
👉Yaptığımız iyilik hiç kimse tarafından bilinmeyecek, takdir edilmeyecek ve alkışlanmayacak olsa, yine de aynı istek ve samimiyetle o iyiliği yapar mıydık?
Bu soruya vereceğimiz cevap, yardımseverliğimizin gerçek niteliği hakkında bize çok şey söyleyebilir.
👉İyilik yapmak insanı değerli kılar. Ancak yaptığı iyilik üzerinden kendisine değer kazandırmaya çalışmak, o iyiliğin anlamını gölgeleyebilir.
👉İyiliğin en güzel hali, bir insanın hayatına dokunurken kendi adımızı geride bırakabilmektir.
Sevgi ile
Serdar DURAT
