DUYGULARIN RİTMİ
Hayatın kendine özgü bir ritmi olduğu gibi, duygularımızın da bir ritmi var. Ben hiçbir duygunun sonsuza kadar aynı yoğunlukta yaşanmadığını düşünürüm. Ne acı hep aynı şiddette kalır ne mutluluk ilk günkü coşkusunu korur. Hüzün, sevinç, öfke, heyecan, umut ve hayal kırıklığı… Hepsi birer sinüzoidal eğri gibi yükselir, zirveye ulaşır, alçalır ve zaman zaman yeniden yükselir. Üstelik her birinin frekansı, genliği ve hayatımızdaki etkisi farklıdır.
Psikolojide duygusal düzenleme olarak tanımlanan önemli bir kavram var. Duygularımızı bastırmak veya yok saymak değil, onları tanımak, anlamlandırmak ve davranışlarımız üzerindeki etkilerini yönetebilmek. Çünkü duygularımız her zaman bizim irademizle ortaya çıkmaz ama onlara vereceğimiz tepkiler üzerinde belirli ölçüde söz sahibi olabiliriz.
Bazen küçük bir olayın yarattığı üzüntüyügünlerce taşırken, çok daha büyük bir sıkıntının etkisinden şaşırtıcı bir hızla kurtulabiliyoruz. Bazen de mutluluğumuzun hiç bitmeyeceğini sandığımız bir anda, hayatın sıradan bir gelişmesi bütün ruh halimizi değiştirebiliyor. İnsan zihninin bu değişkenliği, aslında bir zayıflık değil; yaşama uyum sağlama kapasitesinin de bir parçasıdır.
Sanırım hayatın inceliklerinden biri, duygularımızın geçiciliğini kabullenirken onların yaşandığı anların değerini de küçümsememekte saklı. Mutluyken bunun hep böyle sürmeyeceğini bilmek sevincimizi azaltmak zorunda değil. Hüzünlüyken o duygunun da zaman içinde değişebileceğini hatırlamak ise geleceğe biraz daha umutla bakmamızı sağlayabilir.
Bir de şöyle düşünüyorum: İçimizde koskoca bir orkestra var. Kimi zaman kemanlar hüzünlü bir ezgiye başlıyor, kimi zaman trompetler neşeyle yükseliyor, bazen de vurmalı çalgılar bütün sesleri bastırıyor. Her enstrümanın susması gereken bir an, duyulması gereken bir zaman var.
Mesele orkestrayı susturmak değil, hangi duygunun ne zaman ve ne kadar yüksek sesle çalacağını yönetebilmek.
Çünkü hayatın bütün duygularını yaşamadan kendi melodimizi oluşturamayız. Ama o melodinin yalnızca dinleyicisi olmakla, orkestrasını yönetmek arasında büyük bir fark var.
Belki de duygusal olgunluk, hiç hüzünlenmemek ya da sürekli mutlu olmak değil; içimizdeki orkestranın kölesi değil, maestrosu olabilmektir.
Sevgi ile
Serdar DURAT
